Tutamıyorum düşlerimi.. “Neden” diye soramadıklarım biriktikçe de kurtulamıyorum gözyaşlarımdan. Sana ait olan ne varsa içimde, susturamıyorum.
Çok mu şey istiyorum ki?
Kimseler soluğunu hissedecek kadar yaklaşamasa yanına; sadece ben olsam? Tüm pürüzüyle benim olsa ellerin? En masum tutku koysak adımı.. Miniğin olarak kalsam, saklansam avcuna..
Düşlerin ben’de kalsın, benim’le kalsın.. Gerçeklerden hiç bahsetmeyelim, olur mu ki? Diğer türlü kibirime yenik düş’tüm, düş’eceğim.. Sayıklıyorum bilinçsizce, dudaklarımı kemiriyorum ellerimi sıkıyorum panik içinde. Yolun başı belli ama sonu hep sis. Sen gibi buğulu tüm ayrıntılar.
Ansızın çıkıp gel yine bi sabaha karşı, tüm ciddiyetinle, yitirilen her şeye inat. Tüm yarım kalmış masallara inat. Sonu nasıl olursa olsun, yarım kalmasın diyerek. Vur masaya! Bak ben kaçırmıyorum bakışlarımı. Adımlarını arıyorum, dokunduğun ve farkında olmadan bıraktığın tüm izlere dert anlatıyorum ben..
Biliyorum, ellerine çok’ça dokunulmuş.. Ama farkında değilsin sen, ruhun ıssız kalmış.. Derin’lere inmelerine izin vermemişsin. Şuursuzca soruyorum; “Peki ya ben kabul görür müyüm?”. Yaralarına sığınmam, onları benimkilerle sarmam lazım.. Karanlıktan da korkmuyorum işin içinde sen varsan, sen sarılacaksan.
Hazırım ben senin miş’li şimdiki zamanına ve tüm zaaflarına. Bırakamam şimdi, tamamlanması gerek. Tamamlanmalıyım, seninle.
Bana büyük mutluluklar yaşatman kolaydı aslında, tüm kaygıları silip atman. Ama istediğim bu da değil’di, başından beri. Anlamış olmalısın.
Yanlış’sın; hissettirdiklerinle değil, yanımda olamayış biçiminle.. Sessiz kalışlarınla.
Gerçekten gelmiş miydin emin olamıyorum bazen. Sen gitmelerden bahseder oldun, ben gitme’lerle dolup taştım; tek kelime edemeden. Çocukça inatlarımla başbaşa kalıp..
Yük gibi omuzlarımdasın ama ben pervasız hayaller peşinde koşturuyorum; en mavisinden bir gün gibi mesela. Yağmurlu, gelişigüzel, iddiasız, telaşsız.. Sadece sen dolu.
Biliyosun, vaktimiz daralıyo.. Bana baktığında zamanı durdurabilecekmiş gibi sahipleniyorum dakikaları. Yine de kaçıyolar elimden aceleyle.
Bi adam gelecek bi gün, elleri soğuk, sigarasının dumanı kirli sakallarına karışmış.. Seni üzerim diyecek.. Ve dudaklarım kıpırdayamıycak içim “Boşversene, tek dileğim nefesin olmak, bırak da nefessiz kalayım” diye bağırırken. Kim inanırdı? Neyse ama sorgulamıyorum çünkü bu hayatın her yudumu şaşırtmaya yeminli. İçtikçe sarhoş oluşumuz da o’ndan.
Hislerime direnmeye söz verdim kendime, en deli dolu hallerimle.. Yanındayken buz kesilen ellerime ve yanan yanaklarıma rağmen.
Tüm absürtlükler bi yana, neden hala emin olamıyorum hiçbişeyden? Neden hala gitmek için sebep arıyoruz kalmak için yanıp tutuşurken? Söylesene, neden benim hüznümle dolu gözlerin?
Korkaklık bildim uzaklarda oluşunu, affet. Başkalarını al, başkalarına git, başkalarına konuş. Bana bak ama. “Bana sus.. “
Korkarım ki kolumdan tutup dudaklarınızla tanıştırmayacaksınız, nefesinizi dinleyerek uyumama müsade etmeyeceksiniz, sizin tişörtlerinizi giymeyeceğim hiç ya da umarsız bi yolculuğa çıkmayacağız herkesi ardımızda bırakarak. El yazınızla avcumun içine adınızı kazımayacaksınız korkarım ki.. Kavgalarımızdan sonra daha çok sevmeyeceksiniz. Yastığınıza sinmeyecek kokum.. Sadeliğimle süsleyemeyeceğim günlerinizi, izim kalmayacak tutkusuz hayatınızda.
Belki diyorum hala, ikimiz de eşit sevebilseydik.. Başka olurdu. Olur muydu?
Korkarım ki hakkıyla yanmayı beceremeyeceğiz biz, solarak sönüp gideceğiz..

Sanırım yoksun artık,
ya da hiç var olmadın..
Kirpiklerimin bunca ıslanması boşunaydı
bir sevgiyi gizleme çabam gibi..
Anlamı yoktu değil mi?
Süslü cümlelerin etrafında dolaşan
taze heyecanlardık.
O kadardı değil mi?
Ortada bir milat yoktu aslında.
Ben tedirgince kapadım gözlerimi
Ve sen bir ninni söyledin
tüm uykusuz gecelerimin ortasına..
Sen’siz olan koca bir geçmiş değil,
geleceğimdi aslında
değil mi?
-Y.A.
En İyisi Hiç Bilme
Hayaliyle uyuduğum, sözleriyle ısındığım bir yabancı’sın.. Ötesi olabilir misin, olmalı mısın?
Bilmezsin sen her bir satırında inatla kendimi aradığımı. Asla da açıklayamazsın hiç dokunulmamış bi tenin özlemini duymanın nasıl mümkün olduğunu.. Hiç sahip olmadığın birini yitirmenin korkusunu..
Bi’ tek şeyden eminim ikimize dair, o da sana alışırsam eksikliğinde tüm renklerimin yok olacağı..
Yanıldık, kalbim panik içinde çırpınmadı seni gördüğümde, ellerim buz kesti ama soğuktandı yalnızca.. Çok bilindik bi sahneydi sanki, tekrar tuşuna basılmış.. Oynamaya mahkummuşuz gibi. Hani olur ya, öyle kazınmışız sanki akıllara, öyle var olmuş “huzur” kelimesi.. Çok önce tanışmışız aslında, çok önce değmiş gözlerimiz birbirine. Ben sana “ellerimi almadan gitme” demişim, sen yorgun gözlerime aldanıp uzaklaşmışsın yanımdan..
Kavuşmamız öyle çok istenmiş ki, tekrar, tekrar, tekrar oynamışız aynı sahneyi. Tekrar yaşamışız aynı anıyı içimizdeki oluk kendi derinliğinde hissizleşene kadar.
Baktığın yerde kendimi, baktığın ben’de sen’i görmüşüm. Susmuşum. İçime fısıldamışım durmadan, beklediğin adam’a doya doya bak diye. Yüzün bi anı olarak solup gitmesin istemişim zihnimden, ezberlemeye çalışmışım her ayrıntını..
Beklemek dediğime bakma sen, bi hayli karışık işin o kısmı.
Diyorum ya hep, bilmezsin sen beni pek.. Eline dokunduğum ten sayısının azlığını dudaklarımın iz’sizliği örter yıllardır. Çevremdeki göstermelik duygular hem kalbime hem mideme dokunur. Bu yüzden yalnızlıkları sahte sevinçlere tercih etmeyi öğrendim çok önce..
Başımı göğsüne yaslayacağım, nefesini dinlerken uyuyakalacağım bi yürek istedim elbet ama güven oyunlarına yenik düştüm her defasında.
Bakma sen, dış görünüşümü beğenmem ama aynalardan ayrılmam; çünkü etrafta kimseler yokken en acımasız eleştirileri kendime yaparım, iyi de sır tutarım aynalar’dan başka kimse bilmez ne dediğimi. Umursamaz görünürüm ama dışa kusamadıklarımı biriktirirm her solukta. Bu da öyle bi durum işte; deli dolu, cesur hallerimin altındaki zayıflıktan istemedim kimseyi hayatımda. İncitemesinler beni ve hep vazgeçen, reddeden taraf olarak kalayım dedim; güçlüyüm ya, onun maskesi bu’da.
Sağa sola savrularak yaşattığım kıza “heves ettiklerim değil hakettiğini bildiklerim” tanık olsun istedim.. Hesap vermedim kimseye, hesap da sormadım. Güldüm geçtim yalnızlığıma anlam veremeyenlere ve beklemeye devam ettim sığındığım duvarlarımın ardında. “Hayır” demeyi öğrendim inatla.. Yersiz ısrar’lardan, samimiyetsiz ilgi’lerden sıkıldım her yeni heyecanda..
Niye anlatıyorum şimdi ben bunları sana? Okuma gerçi, bilme, duyma.
Adımlarımın ürkekliği de kendime, içimin ıssızlığı da.
Kapıları sıkıca kapatsam da pencerem’den sızıyosun bi’kaç gecedir, kahvemi yudumlayıp aldırmıyo gibi yapıyorum ama hissediyorum mesela her sigara yakışını, külü düşüyo aklıma..Sil diyosun gözündeki buğuyu sevgilim, buradayım ben.. Önceleri için’de başkalarından kalan öyküler arardım; şimdiyse içim’de bi öykü yazıyosun ve ben sonumuzu düşünmeden okuyorum..
Ya da kendimi kandırıyorum, mucize’lerin var olduğuna inanmak istediğim için sen’den öte bambaşka bir sen yaratıyorum zihnimde.
